Paranın Tarihi

Para Tarihi 1. Bölüm

En sevdiğiniz köşeye geçin çünkü Girişimzel olarak paranın tarihine gireceğiz. Bu süreçte paranın ilk nasıl çıktığını göreceğiz, para nasıl kazanılır sorusuna cevap bulacağız, parayı büyütmeyi ve büyüten insanları işleyeceğiz. Para babalarını ve milyarlar kazanan insanların nasıl kazandıklarını anlatacağım. Trilyonerlerden bahsedeceğim, bu paraları nasıl kazandıklarından bahsedeceğim. Tabii Rothschild‘lardan Rockefeller‘lardan bahsedeceğim. Nasıl devasa servet yaptıklarını belgelerle göstereceğim. Şirketlerden bahsedeceğim, Amerika’nın ilk kuruluşundan bahsedeceğim. Trenlerin nasıl para makinesi olarak kullanıldığından bahsedeceğim. Ülkelerin en zengin ailerinden ve servetlerini nasıl kavuştuklarını hatta adım adım nasıl inşa ettiklerinden bahsedeceğim. Kara para aklamaktan tutun ülkerin birbirinden aldığı borçları göstereceğim.

Bu öyle diğer siteler gibi üstünkörü anlatımla olmayacak. Uzun ve oldukça kaliteli bir şekilde sizlere anlatacağım. Bakın nasıl para ortaya çıkmış ve nasıl şu zamana gelmiş göreceksiniz. Bu yazı boyunca içerisinden çok ilham alacaksınız. İlham aldıkça bu ilhamı yorum yaparak bir üretime dönüştürebilirsiniz. Tabii üretim demişken ne üretirsek kat trilyoner olabileceğinizden de bahsedeceğim.

Dünyayı yöneten ülkeleri göreceğiz ve bu ülkerin arasında yeni eklenen ülkeleri göreceğiz. Avrupa Birliği‘ni göreceğiz ve ABD‘yi işleyeceğiz. Pırlantalardan bahsedeceğim ve nasıl pazarladıklarını göstereceğim. Aklınız uçacak. Kafatasınız yerinden oynayacak. Silah, uyuşturucu, fuhuş ve kumar dörtlüsünün bu mahşerin dört atlısının nasıl kullanıldığını göreceksiniz. Nasıl dünyanın çivisinin çıktığını, o çiviyi nasıl çıkarttığını göreceğiz. Geçmiş ve şu anki örgütleri göreceğiz, köle ticaretini öğreneceğiz. İlk köleyi kim satmış neden satmış bunu göreceksiniz. JPMorgan‘ı göreceğiz tabii ki atom bombasının altındaki hikayeyi göreceğiz.

Bunların hepsi başlı başına parayla alakalı mevzular. Para = güçtür. Ve güçlü olabilmek için çok para kazanan insanları, onların bunu nasıl yaptıklarını göreceğiz.

En sevdiğiniz köşenize geçtiniz mi? Sessiz bir ortamda mısınız? Dikkatiniz dağılmasın çünkü inanılmaz detaylı bir paranın tarihine gireceğiz.

Hazırsanız başlayalım.

Para Kazanmak

İnsanlar çok eski çağda avcı ve toplayıcılık yaparmış. Avcılar ceylan, börtü böcek avlayıp yerlermiş. Toplayıcılar ise ağaçtaki elmayı, çalıdaki meyveyi yerlermiş. İnsanlar zamanla vahşi ortamda hayatta kalabilmek için birbirlerinden yardım almaya başlamış. Bu şekilde gruplar halinde takılmanın onları hayatta tuttuğunu görmüşler. Bir düşman saldırınca o grubun üyeleriyle diğer grup üyelerini korumak kolay oluyormuş. Grup en az 3 kişiden oluşur ve bu üçken dört sonra beş olmuş. Daha sonra gruplar başka gruplarla birleşip toplulukları ve kitleleri oluşturmuş.

Milattan önce 7. yüzyılda Roma, Alp Er Tunga ve Asur Kralı Ashurbanipal‘ın hayatta olduğu bir dönemde insanlar avcılık ve toplayıcılık yapmaya devam ediyorlarmış ancak bir sorunla karşılaşmışlar. Bir ihtiyacınızı karşılamak için başka birine ihtiyaç duyuyorlarmış. Yani kış oldu yün lazım, bunun için koyunu olan birinden yün almak lazım. Ee o yünü bana ver dersen vermez ki. Bir şey ister olmuşlar. Ben sana yün vereyim sen de bana et ver gibi muhabbetler döner olmuş. Tabii bunlar yedinci yüzyıldan önceki zamanlarda da gelişen bir şey. Şıp diye olmamış.

Ancak yedinci yüzyılda çok kritik bir şey ola gelmiş. Lidyalılar ölçmede sıkıntı yaşamışlar. Süt üreten biri sana süt verip karşılığında et alıyorsa sıkıntı var. Çünkü et sahibi sürekli et kesemez, süt bozulur. Ee o zaman bir yerler bir kayıt olmalı ki daha sonra ben senden ona göre alım yapabileyim. Deniyor ve bu kayıtlar defterlere yazılmaya başlıyor.

Tabii sıkıntılar bitmiyor. İki kişi arasındaki deftere yazımlarda başkasına borç öderken işler saçmalaşıyor çünkü “benim borcum var sana ama benim param yok nasıl ödeyeceğim?” O zaman diyorlar ki “şu kişinin bana borcu vardı, sen ona git ondan borcu kes” diyorlar. Tabii bu durum işleri iyice çorba haline getiriyor.

Para

Bozuk Para
Bozuk Para

Bu karmaşıklıklar büyük sorunlar çıkartınca toplaşıp içlerinden birini lider seçiyorlar. Bu liderin bir evi bir deposu oluyor ve insanlar kendi ürünlerini o depoya o eve götürüyorlar. “Ahmet’in 3 çuval buğdayı var. Mehmet’in 2 dana budu var…” diye yazıyorlar defterlere. Biri bir şey aldığında onun aldığı şeyin üstünü çizip ötekisine yazıyor ve bu şekilde tarihin ilk bankası çıkıyor. Benim o lidere verdiğim sermayem güvendeyse sıkıntı yoktur. Tabii her şey o kadar toz pembe değil. O depolar yağmalanıyor. Bu durumlardan kurtulmak için güçlü güvenlikli sistemler yapıp onları o depoya koyuyorlar. Gerçek anlamdaki modern bankacılık ortaya çıkmaya başladı. Para ise yavaş yavaş bildiğimiz haline evrimleşmeye başladı. Şu an her şey deftere yazılıyor.

Yerleşik yerde depona koyduğun sermaye ile güzel bir şekilde geçinirken eğer seyahat etmek istediğinde işler yine sarpa sarmaya başlıyor. Çünkü ben buradaki sermayemi kucaklayıp gittiğim yere götüremem. Bu çok pahalı ve zaman alan bir şey. Burada da bırakamam çünkü ben burada olmayacağım. O sermaye bom boşuna duracak. Bu sorunu da şu şekilde çözüyorlar. Bir kağıdın üzerine “Uğur’un şu kadar parası var” diye yazıyorlar. Bu diğer depoya gidince ve o kağıt gösterilince sen başka bir yerden o paranı çekebiliyorsun. Yani buğdayını falan. 🙂

Diğer depolar arasında yani bankalar arasında yanlış anlaşılmalara karşı özel mühür imza vb. gibi şeylerle bunların üstesinden geliniyor. Aynen şu an olduğu gibi.

İşte bu kağıt parçasına para deniyor. Örneğin para birimine elma diyelim. 30 ineğin var ve bana veriyorsun ben de sana 1000 elma veriyorum. Çünkü 30 inek 1000 elmaya eş değer diyorum.

Teknik olarak ben bir şey uyduruyorum ve bu uydurduğum şeye bir değer biçiyorum. Ama benim uydurmam. Gerekli kitleyide bulursam benim param oluyor. Ancak bu kitle bu parayı veya neyse onu kullanması gerek. Bugün çıksam desem ki UğurPara diye bir şey ürettim. 1 UğurPara 0,50 Dolar desem. Ve bir sitede bunları tutsam aynı defterdekiler gibi, benim bir param oluyor. Tekrar tarihe dönelim.

En son elmayı para yerine koymuştuk. Bu her zaman elma değil, bu altındır. Dünyanın 1970‘lere kadar ana para birimi altındır. Herkes altın ile ticaret yapardı. Tabii Amerika, trenler sayesinde altını keşfedip çıkartıncaya kadar bu böyle sürdü geçti.

Peki Neden Altın?

Neden demir veya gümüş değilde altın? Biraz düşününce mantıklı şeyleri görüyorsunuz. Periyodik tabloya yani bildiğimiz tüm elementlere bir bakalım. Gazdan para birimi olmaz, bu yüzden onları çıkartalım. Karbon, azot, kükürt gibi diğer ametalleri ise hemen eleyelim bunlardan para birimi olmaz. Oksijenin para olduğu bir dünyada olsaydık masamın sağ üst köşesindeki bereket çiçeğimden milyarlar kazanırdım. 🙂 Yarı metallerde arsenik gibi zehirli yapıları olduğu için onlarıda elemek zorundayız. Alkali ve toprak alkali metalleri para birimi yapamayız çünkü suyla tepkimeye girdiklerinde hidrojen açığa çıkar. Her türlü ölürüz. Bizim öyle bir şeye ihtiyacımız var ki cebimize koyduğumuzda nehrede girsek yağmurlu havada da yürüsek bize zarar vermeyen hemen yok olmayan bir şey lazım. Tekrar tabloya dönelim, 28 elementi de atmamız gerek çünkü bunlar altından da az bulunuyorlar. Radyoaktif elementleri de elemek zorundayız çünkü etraflarına alfa, beta ve gama ışınları yayar bu da insan sağlığına kötü etki eder. Geriye gümüş, altın, nikel, kobalt gibi metaller kaldı. Demir doğada çok fazla bulunduğundan ve hemen paslandığından bu iş için uygun değildir. Platinin erimesi ve işlemesi çok yüksek olduğu için bu da olmaz. Öyle bir madde olmalı ki az bulunması, zehirli olmaması, oksitlenmeye dirençli olması, kolay işlenebilir olması gerekiyor. Bu yüzden diğer elementler yerine altını kullanıyoruz. Yani Hüseyin Emmi tarlasını sürerken cebinde altın yerine demir olsaydı ve yağmur yağsaydı, paslanırdı. Cebindeki para günden güne eriyip yok olmasını kimse istemez öyle değil mi? 🙂

Örneğin İstanbul hükümeti TL basıyor. Sonra Ankara hükümeti de TL basıyor. Van, Ağrı, Aydın kendi TL’lerini basarsa işler karışır. Bütün hepsini bağlayacak TL’yi tek bir yerde basacak bir banka lazım. Buna Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası diyeceğiz. Bir ülkenin bir bankası olur ve o banka ülkeye bağlı değildir. Devlete bağlı değildir. Özel bir şirkettir ve ortakları da bankalardır. Bu şekilde parayı anladık.

Şimdi paranızı 3 şekilde kara dönüştürebilirsiniz.

  1. Ticaret yaparak.
  2. Borç vererek.
  3. Herhangi bir şekilde kumar oynayarak.

Kumarı biliyorsunuz şans meselesi. Bu yüzden kumarı eliyorum.

Ticaret

Ticarete bakalım, ticaret yaparken 3 alıcınız vardır.

  1. Devlet: Örneğin buğday yetiştirdin ve toplayıp onu 30 çuvala koyup devlete sattın. Devlet bunu aldı para verdi.
  2. Özel sektör (İç): Türkiye içindeki özel alıcılar vardır ve sen bir şey yetiştirip satarsan o kadar para kazanırsın. Örneğin Aydın’da pamuk yetiştirip İstanbul’da sattın. Bu sana para kazandırır. Peki bu ticaret şekli ülkeye yararlı mı? Şu şekilde yararlı, yurtdışından pamuk almak zorunda değil. Bu yüzden yurtdışına para ödememiş olduğumuzdan bu çok güzel bir durum.
  3. Yurtdışı: Eğer çok pamuk yetiştirdin ve ihtiyaçtan çok pamuğun olduğu için bu pamuğu yurtdışına sattın. Enfes. Bu en değerli ticarettir. Bu yurtdışındaki insanlar sana paranı nasıl ödeyecek? Dolar ile Euro ile… Ülkene dolar giriyor, bu çok güzel bir şeydir. Sen o Doları alıyorsun ve ülkendeki bir döviz birosuna veya bankaya gidip TL’ye çeviriyorsun. Çünkü tarladaki adam Dolar almaz TL alır.

Bu şekilde ne oldu? Sen yurtdışına satış yaptın dolar kazandın. Doları TL’ye çevirdin ve onu ülkende harcadın. Ne oldu? Ülkede Dolar arttı, TL azaldı. İçeride daha fazla dolar var. Çok olan şeyin değeri düşer. Bu şekilde Dolar’ın değerini düşürüp TL’nin değerini arttırdık.

Yani biz yurtdışına bir şey sattıkça ülkeye Dolar girer, Dolar arttıkça değeri azalır ve TL’nin değeri artar.

Aksi durumunda ne olur?

Biz yeterince pamuk üretmezsek onu yurtdışından alırsak, oranın para birimiyle alırız yani Dolar/Euro. Dolar ödersek Dolar’ın değeri artar çünkü Dolar o ülkelerde azalmıştır. TL’nin değeri düşer yani o ülkelerde TL’ler vardır. Ülkeye faydan mı dokunsun istiyorsun? Yurtdışına satacaksın.

Döviz kurunu da anlamış olduk. Şimdi altın neden para birimi olarak kalmadı konusuna geçelim. Altın ağırdır. Cebinde altın taşımak çok kötü bir durum çünkü koltukları da çökertebilirsiniz yada mezarın içine de düşebilirsiniz.

O zaman şunu çok iyi anladık. Üretim yaparsan para kazanırsın. Ya üretim yapamasan, elinde o ürünleri üretecek şeyler yoksa yada o güçte değilsen neler olacak? İnanılmaz zeki bir insansın ve bilgisayarın olsa WhatsApp‘ı yaparsın yada Instagram‘ı yaparsın ama bilgisayarın yok. Tam bu noktada banka veya yatırımcılar sana borç veriyor. Gittin bankaya anlattın fikrini banka yada yatırımcı sana bakıp sonra fikre bakıp sana borç para veriyorlar. Sen de gidip bu fikrini gerçekleştiriyorsun. Peki sana neden bakıyor sonra fikrine bakıyor? Diyorlar ki bu fikir tutar mı tutmaz mı? Bu adam/kadın bu fikri gerçekleştirip para kazanır mı kazanmaz mı? diye seni araştırıyorlar yada öyle bir bakıyorlar. 🙂

Sen bankaya gittin ve 10.000 Lira aldın. Dedin ki 6 ay sonra ödeyeceğim. Sen gidip çalıştın ve 100.000 Lira yaptın. Bankaya dedin ki “al sana söylediğim bu 10.000 Lira” ama banka da sana dedi ki “bu kadar para kazanmışsın bir 5.000 Lira daha ateşle sorun olmaz sana” dedi ve sana faiz kesti. İşte bu mevzu kredi faizidir. Parayı kiralamanın bedeli. Yani banka “benim param var yatırayım sana” diyen adam ile “benim fikrim var para lazım” diyen adam arasında bir köprü oluşturuyor. Bu ikisi arasındaki köprü bankadır.

Benim şu kadar param var ve banka gidip yatırıyorum çünkü insanların param olduğunu bilmesini istemiyorum, yastık altına sığmaz, koysam da çalınır falan. En iyisi orada sağlam ve güvende kalsın diye yatırıyorlar.

Bütün bankalar birbiriyle konuşur. Aslında bütün bankalar dünyada 2 bankaya bağlıdır. Bu 2 banka da aslında bir taneye bağlıdır. Bu banka JP Morgan Chase‘dir.

Ne demiştik bir banka diğeriyle haberleşiyordu öyle değil mi? Sen uyanıklık yapıp bir bankadan para alıp diğer bankadan da almaya kalkarsan bunlar birbirleri arasında haberleşip sana “Hayırdır? Sen ne ayaksın?” diyebilirler. Bankalar birbiriyle konuşur.

1 dolar kaç tl
1 dolar kaç tl

Zamanla bankalar birbirlerinden borç almaya mecbur kaldı. Eğer bir banka batarsa panik olur diğer bankalarda batar. Bunun gerçekleşmemesi için bir banka diğerinden borç almak zorunda kalır. Neden birine bir şey olduğunda diğerlerine de olur? Çünkü biri batarsa halk “bu battı diğerleri de batabilir.” yada “sanırım kriz yaklaştı” diyerek diğer bankalardan para çekmeye başlar. Diğer bankaların içinde %20 fiziksel para vardır. %80 kağıt üstünde para vardır. Neden %80 kağıt? Çünkü birilerine borç vermiştir. Havadan para kazanmıştır banka. “Al 10.000 lirayı her ay 1000 lira ödemezsen senden 500 lira alırım” ne oldu? Banka havadan 500 lira kazandı. Herkes parasını çekmeye kalkarsa diğer bankalar paralarını veremez çünkü yeteri kadar para yok. Bu da diğer bankaların çöküşü demek olur. Onlar çökerse ülkede para kalmaz. Ülkede para kalmazsa işte o zaman bittik. Çünkü bu durum adam öldürmeye kadar gider. Bu durumu daha iyi anlayabilmek için “Rüzgarı Dizginleyen Çocuk” filmini öneririm. Çok güzel filmdir, bir çocuğun bir köyü kurtarışını anlatır. Ancak burada verdiğim örnekte para olmazsa halkın nasıl delireceğini görebilirsiniz. Bu filmde çok güzel işlemişlerdir.

Bankacılık yıllardan beri vardır. Günümüzden 4000 yıl önceye kadar uzanır. Hammurabi kanunları vardır. Bu kanunlarla bankacılığın temeli atılmıştır da denebilir. Bu kanunlarda ekinlerin nasıl destekleneceğinden tutun o yıl köylü tarımdan verim almazsa kredi faizin erteleneceğine kadar detaylı bir şekilde anlatılmıştır. Ve o kanunlar evrimleşip şu anki banka kültürünü oluşturmuştur.

Daha da ilginci MÖ 210 yılında Roma’da bir kanun çıkıyor. Forum denilen alanlar var ve bu aynı bizim forum siteleri gibi. Forum bir meclis aslına bakarsanız. Bu mecliste soylu insanlar vardır. Kanuna göre bütün forumlara sarraflar yani tüccarlar parası olan kişiler girebilecek. Soyluluk yerine artık para giriyor. İbadethaneler banka olarak kullanıyordu ve Efes’teki Artemis tapınağı aslında dünyanın ilk bankalarından birisidir. Her kilisenin hazinesi vardır. Hatta Aydın/Söke de eski dönemlerde iki kilisenin hazinesi savaş nedeniyle hazinelerini Nenem Çeşmesi denilen bir yerlere gömüldüğü söylenen bir efsane de vardır. Belki de değildir diyen yüzlerce hazine avcısı orayı delik deşik etmiştir. Eğer ziyaret edecekseniz dikkatli yürüyün yoksa 8 metrelik kuyulardan birine düşebilirsiniz.

Toplamda 8 Haçlı Seferi yapılıyor ve her gittiklerinde doğal olarak saldırıya uğruyorlar. Bu yüzden önce malı mülkü diğer yere götürüp ardından Papadan imzalı kağıt alıp bunu diğer gittikleri yerde bozdurup kullanabiliyor. Bu şekilde saldırı olsa bile kimse onun değerli eşyasını alamıyor.

Kesinlikle bu kısımları iyi anlamanız gerekmektedir. Çünkü bankalar arasında %9‘luk bir kesinti olur. Bu para nereye gidiyor onu bilmeniz gerekir. Bu para JPMorgan‘a nasıl gittiğini görmeniz gerekir. Bunları anlayabilmek için bankanın ve para transferinin ne olduğunu anlamanız lazım.

1600’lü yıllarda ilk bankalar çıkıyor dünyada. Bu şekilde ilk bankacılık sistemi başlıyor. Ama o bankaların çöküşünü Rothschild‘lar kurtarıyor. Rothschild kırmızı kalkan demek ve bu aile çok garip bir aile aklınıza not edin bu ismi. Bu batışın Amerika’ya yansımasını JPMorgan kurtarıyor.

Bir bankanın gücünü sağlayan 3 şey vardır.

  1. İstediğim zaman gidip paramı çekebilmeliyim. Bir bankaya 1000 TL yatırılırsa bu paranın her zaman 100 TL‘sini banka içinde tutar. Çünkü bir gün sen çekmek istersen içinde para olsun diye. Buna “likidite” denir. Bankalar yaklaşık %10‘a kadar içinde bir rezerv tutmak zorundadır. Çünkü batmamak için. Bir banka istenilen parayı veremezse çöker. 1907’de Amerika’da bu oldu. Hatta Türkiye’de bile oldu. Bakınız: Türkiye İmar Bankası.
  2. Olarak bankaya güvendiğim şey, faizini ödeyebilmesi. Yatırdığım paranın faizini alabilmem.
  3. İstediğim zaman kredi alabilmeliyim. Yıllardır seninle çalıştığım için bir hatırım vardır diye bir kredibilitem vardır diye senden borç para alabileyim.

Eğer bu 3 madde varsa bir banka güçlüdür. Bir banka ne kadar eskiyse o kadar iyidir. Ama asıl iyi olan dünyadaki başka bir bankadan borç alabilen bir bankadır. Çünkü arkasında başka bir ülke olacak.

Her şeyi anladık. Peki bankalar nasıl para kazanır? Şimdi benim 90.000 TL‘m var ve sana bunu yatırırsam yıl sonunda bana 101.000 TL olarak veririm diyor. Buraya kadar anladık değil mi? Şimdi işin içine Ahmet Bey girdi. Ahmet Bey’in koyduğu 90.000 TL‘yi ben istiyorum. Ev araba falan alacağım ihtiyacım var diyerek ihtiyaç kredisi alıyor. Ahmet Bey bankaya 12 ay taksitle ödeyeceğini söylüyor. Bankada ona 110.000 TL‘ye sana bu parayı veririm diyor. Bu şekilde aradaki 9.000 TL bankaya kaldı.

Merkez bankası bir ülkenin gücüdür. Kendisinin bir kaç silahı vardır. Bunlardan biri döviz kuru ile oynamak. Dolayısıyla merkez bankası bir ülkenin ekonomisini yönetir. Birisi borç alacaksak bu merkez bankasıdır. Aslında her şey merkez bankasına bağlıdır. Artık bunu biliyorsunuz.

VANDERBILT

1860 ile 1870 arası Amerika’da demiryolu çok önemliydi. Cornelius VANDERBILT bu demiryolu gücünü fark etmiş ve tüm Amerika’yı demiryolları ile örmüştür. Biz de Nuri DEMİRAĞ gibi. Bu adam dünyayı demiryolları yöneteceğine inanıyor. Ben demiryollarını yönetirsem çok para kazanırım diye düşünüyor. Ardından Rockefeller dervreye giriyor çünkü o adamda petrol var. Ve ikisi başbaşa verip petrol ticaretinden çok çok fazla para kazanıyorlar.

VANDERBILT’ın bir adamı başka bir adamdan bir gün bir civata istiyor. Civatayı biliyorsunuz büyük küçük bir sürü var. Başka bir istasyondan bu civatayı temin etmek istiyorlar. Adam çırağına git bundan al gel diyor. Çırak gidiyor ama büyük yada küçük oluyor. Yani zarar. Çırakların kafası karışmasın diye bu civatayı koyuyor kağıdın üstüne, civatanın resmini çiziyor. Yada başka bir adama diyor bundan bulup bana getirin. Birinci istasyonda bulunamıyor, ikincide ve üçünde de yok. Dört beş derken bulunuyor ve getiriliyor. Peki bunu niye anlattım? VANDERBILT’ın adamı bunu görünce resimlerle malların alındığını fark edince. Katalogla resimle mal satmayı icat ediyor. Taa 1800’lü yıllarda tren hatları üzerinden mal satışını icat ediyor üstelik hiç bir mal kendisinde yok. Malları kendisi üretmiyor. A’dan alıp B’ye satıyor. Dropshipping. E-ticaret. 😉

Toplam 18.000 harf kullandım bu yazıyı yazarken. Daha ne cinlik ne çakallıklar var. Daha Rockefeller’lara girmedik yada JPMorgan’dan hiç bahsetmedik. Çine gireceğiz. Atom bombasını ve diğer bir ton şeyi işleyeceğiz. Paranın tarihini en ince detayına kadar işleyeceğimiz bu seride yeni yazılardan haberdar olmak için yukarıda çıkan bildirimleri açmayı unutmayın. Bu sayede yeni yazılardan haberdar olabilirsiniz. Bu seri sonunda paranın nerelerde kullanıldığını öğrenecek ve belki bu yazının içinde sizin de isminizi geçireceğiz. 🙂

Arkadaşlarınızla bu yazıyı paylaşırsanız, buradaki istatistikten anlarım ki “bu yazı tuttu” o zaman hemen yarın ikinci bölümünü yazar paylaşırım.

Ne diyelim cebiniz para gönlünüz sevgi dolması dileğiyle, iyi günler.

Paranın Tarihi 2. Bölüm: henüz çıkmadı, lütfen bildirimleri açınız.

Ortalama: 5 oy

  • Bu Makale Hakkında Sen Neler Düşünüyorsun?

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    %d blogcu bunu beğendi: